Yaşanmaya Değer Bir Hayat

yasamaya deger

İnsan uyumsuz bir varlık olmasına karsın her yerde ve her zaman uyumu ve düzeni arar. İste bu uyum ve düzen gereksinimi onu felsefe ve sanatı yaratmaya, yani yaşamın en yetkin ürünlerine ulaşmaya yönlendirmiştir. İnsan böylece sahip olamasa da hayal eder, düşünür. Çünkü bilir ki yaşam bize açılmış olan çok değerli bir kredidir ve onu geleceğe yönelik yatırıma dönüştürebilmeyi başarabilenler kaliteli bir yaşam sürdüreceklerdir. İnsan yaşama bağışlanmış değil, ödünç verilmiştir. İşinde verimli ve başarılı, ilerleme ve gelişmeye açık, saygı ve sorumluluk bilinci olan, değer yaratan ve onu paylasan, herkesçe beğenilen örnek bir yasama biçimine sahip olan kimse böylece kaliteli yasam yolunda felsefe ve sanatlardan pay almış olacaktır.

Yaşamanın kalitesi öncelikle insanların maddi ve manevi gereksinimlerini karşılamalarıyla baslar. Her insanın yasam tarzı temelde o insanın üretim biçimiyle belirlenebilir; üretim biçiminin değişmesi yaşam kalitesini de değiştirir. Yaşam kalitesini artırabilecek en önemli etken her alanda üretimdir. Bu nedenle rasyonalizmin kurucusu Descartes’in ünlü “Düşünüyorum o halde varım’’ sözünü “Üretiyorum, o halde varım.” Başka deyişle hayatta ürettiğim oranda kaliteli yaşarım. Yaşamda gerçek kalite dünya nimetlerinden değil, düşünce nimetlerinden yararlanmakla baslar; çünkü yalnız ekmekle yaşanmaz. Öğrenme, bilme ve düşünme yaşamın en anlamlı ve önde gelen etkinliklerindendir. Günümüzde çağdaş varoluşun karmaşıklığında öğrenim almış fakat eğitilememiş, teknik becerileri olan fakat kültürü yetersiz kalmış uzman kişi kendisi ve toplum için tehlikenin ta kendisidir. Hakiki bir iç dünyası olmayanın yaşamı da yoktur ve canlandırılamaz. İste bu nedenle yaşamak kutsal bir ödevdir, ne kadar sürerse sürsün; çünkü yaşamak ve mükemmellik bir ve aynı şeydir. Bu yüzden yaşamayı güzelleştiren her şeyi esirgeyip korumamız gerekir.

Yaşam her şeyi içine alır ama o hiçbir şeye sığmaz; dünyada ne kadar insan varsa o kadar da yaşam var. Ama hangi yaşam daha kalitelidir diye sorduğumuzda ne yanıt verebiliriz? İniş çıkışlarına, bütün olumsuzluklarına karşın yaşamaktan vazgeçemiyoruz. Yaşamda özlemlerimize tümüyle kavuşamasak ve her şeyden bıksak da yaşamaktan bıkmıyoruz. Gerçek yaşam çoğu kez parlaklığını yitirse de bunu zaman zaman hayal gücünün cilasıyla tazelemek gereğini duyuyoruz. Yaşamı hangi servetle kıyaslayabiliriz? Yalnız kâr zarara göre yaşamın hesabını çıkarabilir miyiz? Yaşamın bir mantığı olduğundan söz edebilir miyiz? Aslında o hiçbir hayal gücünün bile öngöremeyeceği zenginliklerle yüklüdür; geçici olduğu için de değerlidir. Her insan yaşamının kalitesi onun yapıp ettiklerinin bir toplamıdır. Kaliteli bir yasamı amaçlayan kimsenin öncelikle kendisine “Ben kimim?” sorusunu yöneltmesi ve bu soruya vereceği yanıtla kendine özgü bir yaşamı tasarımlamaya koyulması gerekir. Kişinin kendi yaşamının bir tasarımcısı olmak, bütün tasarımlarını gerçekleştiremese de olanaklıdır; yeter ki bunun bilincinde olsun.

Yaşam, “Nereden” ile “Nereye” arasında geçen ve eylemlerimizin toplamı olan bir süreçtir. Uzun olması değil, doğru, iyi ve güzel yaşanması önemlidir. Zaten yasam sağduyulu birine her adımda doğru yolu gösterir. İyi ve kötü günlerine belli bir mesafeden bakabilen rahat eder. Yaşamın kendi doğasına ya da kendisinden beklenene uygun olup olmamasını sağlayan özelliklerin tümüne dayanan görünümüne yaşam kalitesi diyoruz ve o yaşamın çok boyutluluğunu gözeten ve gerçekleştiren nitelikli bir yaşama biçimini ifade ediyor. Herhangi bir şeyi bulunduğu düzeyin üstüne çıkaran, niteliğini iyileştiren şey kalitedir; üstün nitelikler, iyi ve güzel özellikler kaliteyi sergiler. Kalite ekonomik düzeyden çok, kültür düzeyine bağlıdır; kendini donatmayan, olanaklarını geliştirmeyen kimse kaliteli yasama ulaşamaz. Oysa günümüzde insan yetiştirme isleri hayvancılıktaki gelişmeden çok daha geridedir.

Yaşam ve toplum konuları bireylere bırakılamayacak kadar önemlidir ve gerçek dindarlık ölümü değil, yaşamı düşünmektir. Çünkü yaşam ne kadar basit görünse, sıradan, alışılmış, günlük şeylerle yetineceğe benzese de hep bazı yüce istekleri sessizce içinde besler ve bunları gerçekleştirmek için de çareler arar durur. Yaşam, tıpkı bir sanatçının eserini yarattığı gibi, herkes tarafından bir sanat yapıtı güzelliğinde biçimlendirilebilir. Kaliteli yaşam tüketesiye tanımlanamasa bile yaşanabildiğince yaşanır. Aslında gerçek yaşam yaşayanlarındır ve yaşayan herkes değişimlere hazır olmalıdır. Eğer sonunda kendimizi ve başkalarını tanırsak, problemlerimiz ve yanılgılarımız çabalarımızla çözülürse, kendimize ve başkalarına yararlı olabilirsek işte o zaman yaşam, yaşanmaya değer diyebiliriz.

Murat Koçyiğit

1984 İstanbul doğumludur. İlkokulu İstanbul’da, ortaokul ve liseyi Antalya’ da tamamladı. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Biyoloji Bölümünden mezun oldu. İlaç sektöründe tanıtım uzmanı olarak görev yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı onaylı eğitmen, sertifikalı NLP uzmanı ve bireysel koçtur.

Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Blog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yeni Kitabım Çok Yakında Sizlerle…

Yeni Kitabım Çok Yakında Sizlerle…

Facebook’tayım

Twitter’dayım