Ben, Sen, O’dan, Biz, Siz, Onlar’a

ben sen o

Yaşamımızın ve başarılarımızın dokusu zorunluyla rastlantının, kendiliğinden olanla bilinçli yaptıklarımızın bir karışımından ibaret değil mi? Kalite başkalarının söylediklerine bakarak değil, insanın kendi araştırmalarıyla bulabileceği bir şeydir. Kaliteli yasam bir başka açıdan bireysel özgürleşmeyi sağlayan yasamdır; bireysel özgürleşme ise bilgi yoluyla zincirlerini kırıp sınırlarını genişletme ve sevgi yoluyla da kendini zenginleştirmedir. Kendi aklını özgürce kullanan, sevgisini ve bilgisini çoğaltan kimse kaliteli yasamın yoluna girmiş sayılır; bu yol bası ve sonu olmayan engebeli bir yoldur. Çünkü yaşam düzenli bir kaostur ve içinde bulunduğumuz her şey gibi anlaşılmaz bir biçimde özgürlükle zorunluluğun karışımıdır. Yaşamı nasıl görüyor, algılıyor ve yorumluyorsak yaşamın kalitesi de buna göre oluşur; yaşam felsefemiz ve dünya görüşümüz, hayat anlayışımız ve yaşama mantığımız tüm değerlerimizi, amaçlarımızı, ilkelerimizi, inançlarımızı, tutkularımızı ve duygularımızı biçimlendirir.

İnsan farkı yarattığı için değerlidir; bu bakımdan da sürekli olarak kendini ve etrafını fark etmek durumundadır. Kurallar ya da başkaları istediği için değil, kendisine ve karsısındakilere olan saygısı nedeniyle kişi işini en iyi biçimde yapmak zorundadır. Düşüncelerimizde, karar vermemizde ve bireysel başarımızda duygularımız, genel kabul gördüğü biçimindekinden çok daha fazla bir rol oynar. Farkı yaratan duygusal zeka ve hayal gücü bilgiden önemlidir; çünkü bilgi sınırlıyken, duygusal zeka ve hayal gücü sınır tanımaz. Kaliteli yaşam herkesin “kendimi kafama koyduğum gibi örnek bir insan yapacağım ” diye hedeflediği, kendisiyle barışık ve çevresiyle uyumlu, üretken bir yaşamdır. Başkalarının eğitmesine fırsat vermeden kendini eğiten, yabancılaşmaya düşmeyen, yaşamı bir savaşım biçimi olarak değil, savaşımı bir yasam biçimi olarak algılayan insan kaliteli yaşama adım atmış sayılır. Bu cümleden olarak kaliteli yaşam kişinin erdemli olmasını da gerektirir; erdem, insanın kendini aşma gücüdür. Kendini asmak, evrensel oluşuma, her an biraz daha artan bir oranda katılmak demektir. İnsanın kendini asması, sürekli olarak her an artan bir bilginin ve eylemin gerektirdiği bir zorunluluktur. Latin ozan Terentius’un “İnsanım, insanla ilgili hiçbir şeye yabancı kalamam” dediği gibi, insanlığına giderek yabancılaşan insanın böylece bu yabancılaşmanın asılmasıyla yeniden ve daha üstün bir düzeyde insanlığına dönmesi ve “Bütünsel insan” olması söz konusudur. İnsan başkalarıyla bütünleşerek kendisini tamamlar, zenginleştirir. Yoksa o tek basına bir hiçtir; başkalarıyla birleşerek güç kazanır; tıpkı örülen duvarda kullanılan taslar ne kadar çoksa duvarın da o kadar sağlam ve yüksek olması gibi. Bu yeni insan bütün yetenek ve olanaklarına kavuşmuş, yasam kalitesi üstün, eksiksiz bir insan olacaktır. “Beşikle tabut arasındaki salıncakta yaşam boyunca sallanır dururuz…

Yaşama açıkgözlerle değil de boş gözlerle bakan birisinin ondan bir şeyler beklemeye de hakkı yoktur. Eğer yaşama bir anlam katamazsak onu değerli kılamayız; anlamlandırma ise sevgiyle donatılmış düşünme ve eylem olmadan olmaz. Ancak bu içi bos bir sevgi değil yapıcı ve yaratıcı dolu dolu bir sevgi olmalıdır. Her türlü sevgiye açık olmak da yasamın içinde ve eğitimle olanaklıdır. Buna koşul olarak mutlu olmayı beklemeden onu eyleme geçerek, eylemlerimizle yaratırsak gerçek yasama sevincini de tatmış oluruz. Ama bunun için de en önce sağduyu ve sağgörümüzü geliştirmemiz gerekir. Bunlar da “ben, sen, o’yu, biz, siz, onlara” dönüştürebildiğimizde ancak gerçek gücü ve başarıyı yakalayabileceğimizi bizlere anımsatırlar. Görüldüğü gibi kaliteli yaşam konusu tüketilebilecek bir konu değil; bu nedenlede ne söylense yetersiz ve eksik kalıyor. Yaşamda bir bakıma hiçbir şey sonuçlanmıyor, her şey sürüp gidiyor, akıp geçiyor.

İnsan sahip olduğu olanaklarını geliştirip gerçekleştirdikçe, kendisini sürekli yetkinleştirdikçe, yasama sıkıca sarılıp kendisini ve başkasını önemsedikçe, başka deyişle yasama kalitesini artırdıkça özlemlerine kavuşmamasına ve mutlu olmamasına neden yok. Yeter ki insan kendisine belli bir uzaklıktan bakabilsin, kendisiyle arasına bir mesafe koymasını bilsin, eksiklerini ve fazlalarını görebilsin. İnsan, bilgisinin, gücünün ve umudunun sınırlarını bilirse neler yapabileceğini de daha iyi anlar; başkalarının ya da sansın yardımını beklemeden, kendi sansını yaratabilir. Yaşama ustalıklarını hepimiz birbirimize açıklarız da uygulamaya gelince pek azımız işbaşı yapar. Belki de bu durum yaşamın çok parantezli olmasıyla ilgili. Kaliteli yaşam, insanoğlunun tahtının ve bahtının dengede olduğu yaşamdır. Büyük Yunan filozofu Platon’un dediği gibi, “Güzel olan zordur“; kaliteli yaşam da güçtür, çünkü o “örnek” bir yaşamdır. Genelde kaliteler uzaktan, eksiklikler ise yakından fark edilirler. Yaşamak her şeyden önce gelir, ama yaşayayım derken hayatın anlamını ve işlevini de unutmamak gerekir.

Murat Koçyiğit

1984 İstanbul doğumludur. İlkokulu İstanbul’da, ortaokul ve liseyi Antalya’ da tamamladı. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Biyoloji Bölümünden mezun oldu. İlaç sektöründe tanıtım uzmanı olarak görev yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı onaylı eğitmen, sertifikalı NLP uzmanı ve bireysel koçtur.

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,
Kategoriler: Blog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yeni Kitabım Çok Yakında Sizlerle…

Yeni Kitabım Çok Yakında Sizlerle…

Facebook’tayım

Twitter’dayım